Tecrit | Taşralı Olmanın Yarattığı Sıkıntılar Listesi - Kerem Eşiyok
Kerem Eşiyok'un doğup büyüdüğü ili ve oradaki yaşanmışlıklarını metropole taşındıktan sonra edindiği bakış açısı ile anlattığı yazısı.
kerem eşiyok,deneme,tecrit edebiyat,edebiyat,kırklareli,çocukluk
10339
post-template-default,single,single-post,postid-10339,single-format-standard,edgt-core-1.2,ajax_fade,page_not_loaded,,hudson-ver-3.1, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.5,vc_responsive

TAŞRALI OLMANIN YARATTIĞI SIKINTILAR LİSTESİ

Bendeniz efendim, ülkenin kuzey batısında bulununan, nüfus olarak en küçük ikinci şehrinde, Kırklareli’de doğdum ve lise son sınıfa kadar orada yaşadım. İstanbul ve Ankara gibi en büyük iki şehirde dörder yıl geçirdikten sonra ise doğup büyüdüğüm şehrin bunlar yanında artı ve eksilerini sorgulamaya başladım istemsiz. Taşralı olmanın sıkıntılarını listelemeye niyetlendiğimde ise sıralmasını becerebilmek imkansız gözüktü. Ben aklıma geldiği sırada diziyorum, kendi dimağınızın çerçevesinden bakarak siz sıralayın lütfen.

/

Otobüs teminalinden çıktığın anda bir stres başlar mesela. Ayağında terlik, kafana bağladığın fenerle bele kadar su içinde ilerleme pahasına girdiğin daha orta okulda, bir ucu Buldaristan’da olan Dupnisa mağrasına beton merdiven döktüren İstanbullu turistler, bu sene nereye, ne döktürdüler düşüncesi belki biraz da Mahmutbey gişerlerine kadar çektiğin trafiğin ürünüdür. Fakat!  İstanbul’un banliyoları, fabrikaları son gittiğinden beri ne kadar yaklaştı gündöndü tarlalarına, altında kamp yaptığın Longoz Ormanlarına merakı sıkıntı değil de nedir?

/

Yirmi beş haneli de olsa hemen hemen tüm daireler geldiğinin gecesi bilmiş olurlar. Gece yarısı üçte ‘Ne bu gece erken döndün bea?’ diyen dükkan önünde taburesine kurulmuş bakkalın bunu sorması makul ise, asansörde ya da kapı önünde ayakkabılarını giyerken kıstıran apartman sakinlerinin de ‘İç gelmiin son zamanlarda!’ fırçası da makul karşılanmak zorundadır sorguya çekilmekten her ne kadar hoşlanmasan dahi. Yakın çevreye değindikten sonra geri kalan kısımlarda da bazı ilginçlikleri tecrübe edersin.

/

Akşam üstü esintisinde türk kahveni höpürdetmek için çınar ya da çam altı seçerken sıkıntı yok da, arkadaşlar nerelere dağılmıştır, nereye gitsem daha az masalara uğrarımın muhakemesi sıkıntıdır. Oturana kadar yedi sekiz masayla onar dakika adam adam merhabalaşır, masum dedikodularla güncellenirsen o kahve gözünde yaş olur içemediğin her dakika, ağlarsın. Ha bir de, eve dönüş yolunda -ilk günde ara sokak labirentine dalamazsın da suçluluk duygusundan- ana caddeden eve dönerken bilimum selamlaştığın yayanın yanında eve varana kadar bir demliğe yakın çay içersin. Yol boyundaki esnafı ziyaret etmek, en uzak noktasına yürüyerek yirmi dakikada gidilen şehirde eve dönüşü bir saatin üzerine çıkartır. Önceki gece alkolle sıvanmış mide bu sefer de acı çayla yıkanır. Bu kısımdaki sıkıntı tam olarak nedir çözemedim fakat her bu döngüden sonra ben evime, markete kahve alma niyetiyle gidip sonrasında indirdiği bisküvi, kraker, meşrubat, çay reyonunu kasada poşete dolduran birinin şaşkın ve keyifli mona lisa suratıyla dönüyorum.  Garip geliyor.

/

Hatta yetişemediklerinde de bir sonraki güne rezervasyon almak söz konusu. ‘Şimdi kapatıyorum iftara gidcem. Yarın ura mutlaka, çay içcez. Babacıına selam söle.’ Yarına çay borcu üstlenmenin yanında bir de ağzından ‘Metin Ağbi’ lafını kaçırmanın çekincesi vardır. E malum, iki nesil birden aynı adamla ahpab olursan babadan kulak dolgunluğu, yetmiş yaşındaki adama Metin Ağbi dersin pek âla.

/

‘Bundan da ye, şundan da ye’ replikli akşam yemeğini de bitirdikten sonra balkonda bir posta daha türk kahvesini içerek ev ahalisine olan görevini yerine getirdin. Gündüzden denk gelemediğin diğer arkadaş gruplarıyla güncellemeler için geri dışarı çıkmak zorundasın. Gerçekten, zorundasın. Eski okul arkadaşlarımdan bahsediyorum lakin bazısı taa anasınıfından lise sona kadar. Bu da eder günümüz itibariyle, benim gibi üç sene anasınıfı okuyan birine denk gelirsem, on beş beraber artı on ayrı sene. Bayram için geldiğini tahmin etmeleri hiç de zor değil, inan. Görüşmemeye cesaretin varsa… Bir gönül koyarlar, bir badanalamaya (lafla yıkamak diye tercüme etsem olur gibi) başlarlar… ailenin ‘ne zamandır görmüyoruz otur accık’ kozuna rağmen çıkıp gidersin, arada kalmanın burukluğu düğümlenir gırtlağına. Başka bir gece ailenin blöfü görülmemiş gibi yapılır ve eşe dosta övülmek üzere parka götürülürsün. Anlaşma yapıldı konuşulmadan, bir çay içip kalkacaksın. Tanıdıklarla karşılaşıldığında ‘benim büyük’ diye teşhir edilceksin, hani Harp Okulu ile Boğaziçi arasında gittiğin dershanenin coğrafya öğretmeniyle karşılaşıp son yaptıklarından bahsedeceksin. Böyle kel alaka bir yerden tanışıklığınız ama merak etme, attığın her adımdan haberdar. Son iki ziyaretin arasındaki gelişmeleri senin ağzından dinlemek istiyor sadece.

/

Balkabağına dönüşmeden herkes birer ikişer kalkar kafelerden, barlardan saat gece yarısını gösterirken. ‘Ezanda evde olucaksın’ misali, ‘gece yarısından önce evde olucaksın’ı vardır ufak taşra kentinin. Kızlar evlere doğru süzülürken erkekler ikişer üçer arabalara taşınırlar. Sevenin fazlaysa iki arabadan aşağı ‘meraya’ çıkılmaz (Mera: şehrin hemen dışındaki sit kapsamındaki arazi mânasındadır. Acemi sürücü pisti de olabilir, baraj kenarı da, kardeş şehirlerden birine atfedilmiş korunun tenhası da). Şehirden çıkılmadan müdavimi olunan bakkala uğranılır. Her gece görüşülmesine rağmen yılların hasretini takınarak hal-hatır sorulur. Kasayla bira almak nam’a uygun görülür. Beraberindeki snickers ve aile boyu lays’lerden sefanın uzun süreceği anlaşıldığından adam başı birer tane limon kasası bakkal tarafından hediye edilir: ‘kızancıklar üşümesin ayazda’ sabit nedendir. Gerçi bakkal hediye etmese kapalı olan manavın hayaleti hediye eder manav bilmeden. Öğrenince de maraz çıkmaz: ‘kızancıklar üşümesin ayazda’. Ayaz da ayaz hani Istıranca eteklerinde. Bu kısımda anlattıklarım tatlı gelse de sıkıntı ‘şoför içmez’ kuralının asla işlemeyişidir. Yıldızların görülebiliceği kadar şehir ışıklarından uzaklaşılıp limon kasaları tutuşturulduktan sonra araba teybinden gelen klarnet solosu adamın içine işlerken sağlığa alkol kaldırmayan delikanlı Kırklareli’ye taşınmamaıştır henüz sanırım.

/

Bu fasılın ardından evlere dağılmadan önce seyyar köfteciye uğramak hem adettendir hem de gereklilik biraz. Seyyardan köfte almakta değil sıkıntı yanlış anlaşılmasın. Evini, yedi sülalesini bildiğin seyyarda bi’ sıkıntı olmaz etten. Dişlediğin dana da trakya danası, lezzetinden de şüphen yok. Sıkıntı serseri gibi içmenin özgürlüğünü hiç bir zaman mümkün görmemendedir. Seyyar köftecilerin toplandığı meydanda gece birden sabah beşe kadar olan skalayı on sekiz ile kırk yaş üzerine örtüştür ters yönlerde, erken gidersen içmece yaşını düşürürsün; geçe kalsan ayakta durabilme kabiliyetini kaybetme riskin var, rezil olursun tüm şehre. Mühendisim ama optimum faydayı sağlıycak sonucu ben hesaplamakta zorlanıyorum.

/

Tüm tatil sıkıntı içinde geçti, ama az ama çok, di mi anlattıklarım nazarında, tamam. Şehirden ayrılmanın öncesi günü alırsın otobüs biletini. Çok erken davranmanın gereği yok, mutlaka yer var ya o firmada ya bunda. Bileti cebine koyduktan sonra ‘ben yarın kaçar aga’ cümlesi yerleşir ağıza ‘görüşmek üzere’ye davet çıkaran. İstanbul’daki çevrene Kırklareli peyniri getirme sözü verdiğin gibi Kırklareli’dekilere de bir yığın söz verirsin ayrılmaya yakın. ‘bi rakı içemedik be kızanım, noollcak böle?!.’ olabilir, ‘Bi’ dahaki gelişinde müzik getirmeyi unutma mekan için gene –yine değil, ısrarla ‘gene’- olabilir, ‘Kışa geldiğinde karda sucuk şarap yapalım mutlaka’ olabilir,  anneden gelen ‘yapıp da yanına verdiğim konservelerin kavanozlarını geri getir, bi dahaki sefere götürcek kavanoz bulamazsın vallahi!’ olabilir, olabilir de olabilir yani… Peynir demişken başka bir konuya atlamak için İstanbullulara da verdiğin diğer sözlerden bahsedeyim. Kıyıköy’de bahar ayları gelince kamp yapma sözü verirsin, kar yağdığında domuz avına gitme sözü verirsin, Meriç kıyısında kahve içmeye götürme sözü verirsin. Verirsin çünkü her ne kadar bir taşralı olarak büyük şehirde hiç tanımadığın birinin yanına sokulmayı beceremesen de (nasıl becericeksin kardeşim! Yıllardır tanıdığın herkes mutlaka daha önce tanıdığın birinin tanıdığıdır başta.Hiç öyle bir yeteneğe ihtiyaç duymamışsın.) tanıştıktan sonra senelerce yakın olmak genlerinde vardır. Kazık yiyene kadar da devam eder tüm samimiyetiyle.

 

/
1 Yorum
Paylaş
Etiketler:
1 Yorum
  • Ahmet Doğan
    Cevapla

    Muazzam, daha önce edebiyat dergisinde okumuştum, çok beğenmiştim. İkinci kez okuyorum ve hala aynı tadı verebiliyor. Kaleminize sağlık Kerem Bey.

    Tarih & Saat: 05/12/2020 13:51

Yorum Yaz