Tecrit | Erman Arslan
Erman Arslanın yeni öyküleri Tecrit Edebiyatta
Öykü,edebiyat,hikaye,en güzel hikayeler,en güzel öyküler,erman arslan
10596
post-template-default,single,single-post,postid-10596,single-format-standard,edgt-core-1.2,ajax_fade,page_not_loaded,,hudson-ver-3.1, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.5,vc_responsive

MELEK İÇİN

Vurma!
Dur vurma!
Lütfen vurma!
Ne olur vurma!
Vurmaaaa!

 

Diye haykırarak, kan ter içinde kalmış bir şekilde ve soluk soluğa uyandı Melek. Rüzgarın sarstığı ince fidanlar gibi titriyordu. Ellerine baktı ve ellerine hakim olamayışını, ellerinin bağımsızlığını ilan ettiğini ve ellerinin zangır zangır titrediğini gördü. Sadece ellerini değil, yüreğinin çarpıntısını da durduramıyordu.
Kalbi; günlerce kafeste mahkûm kalmış ve sahibi insafa gelip kafesin kapısını açtığında özgürlüğe fırlayan kuş gibi dışarı fırlayacaktı sanki. Bu inanılmaz durumdan sıyrılarak bir sağa bir sola bakındı Melek. Ancak işte o zaman yalnız yaşayan anneannesinin evinde olduğunu hatırlayarak derin bir oh çekti ve kâbusmuş diyerek kendisini yatağa bırakıp tavanı izlemeye başladı. Artık güvende olduğunu, o kötü günlerin geride kaldığını ve bir daha asla yaşanmayacağını bilerek,
“Teşekkür ederim canım abim, seni çok seviyorum” dedi.

 

Hem öksüz hem de üvey baba zulmü gören milyonlarca çocuklardan birisiydi Melek. Küçük bedeni daha dokuz yaşındaydı…

 

Melek dört yaşındayken öz babası evi terk etmiş, yurt dışına gitmiş, evlenerek kendisine yeni bir hayat kurmuştu. altı yaşındaki abisi ve annesi ile ortada kala kalmıştı. Geçim şartlarına bir sene dayanabilen annesi mecburen evlenmek zorunda kalmıştı. Gelecekte bu evlilik kararından çok pişman olacağını nereden bilebilirdi ki…


Annesi, daha gelinliği çıkarttığı gece başlamıştı ikinci eşi tarafından şiddet görmeye. Her fedakâr, gururlu, onurlu ve çocuklarını düşünen anne gibi, gördüğü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete sessiz kalmış, göğüs germişti…

 

Meleğin annesi Emine, ikinci eşi tarafından günlerce aç bırakılmış, soba demiriyle dayaklar yemiş, cinsel istismarda bulunulmuş, uyurken bacaklarına kimyasal sıvılar dökülmüş, tırnakları sökülmüş ve karlı havalarda sokaklara atılmıştı. Ancak hep susmuş hep çocukları için direnmişti. Komşuları devlete başvur deseler de “bu kez çocuklarıma da zulmeder” düşüncesiyle başvurmayıp kendi kaderine razı gelmişti. Bu duruma üç sene dayanabilmiş, artık bedeni, ruhu ve organları bu durumu kaldıramaz olmuştu. Saçlarının yolunduğu, gözlerinin morardığı ve göğsüne yediği tekmenin acısıyla hıçkıra hıçkıra ağladığı ancak göz yaşlarının artık akmayı reddettiği bir gecenin sabahına uyanamamış ve vefat etmişti.

Annesi öldüğünde yedi yaşında olan Melek, dokuz yaşında olan abisiyle üvey babalarının yanında yaşamaya devam ettiler. Tabi buna da yaşamak denirse…

Üvey babaları Murat ve Meleği gündüz dilendiriyor akşam olduğunda kulu ve hizmetkarı yapıyordu. O günün hasılatını beğenmezse çocukların vücutlarında ya sigara söndürüyor ya saçlarını kesiyor ya kusana kadar çocuklara alkol içiriyor ya çocukların vücutlarını kesip tuz döküyor ya da ceza olsun diye çocukların elbiselerini çıkartıp çıplak vaziyette gecenin ayazında saatlerce dışarıda bekletiyordu. Türlü işkencelerin yaşandığı bu durum iki sene boyunca devam etti. Ta ki o gecenin sonunda sabah ezanı okunana kadar…

Murat bir gün çöpten oyuncak bez bebek bulmuş ve akşam eve getirip Meleğe vermişti. Melek oyuncağı abisinden alıp “Canım abim, seni çok seviyorum” diyerek sarılmıştı. Çok mutlu olmuştu. Gözlerine ışıltı vurmuş, yüreğinde kelebekler kanat çırpmıştı.  Ancak bu mutluluk kısa sürmüştü. Dışarıdan sarhoş bir şekilde eve gelen üvey babası,
“Bu ev neden soğuk?” diye bağırmıştı.
Murat ise “Yakacak bir şeyimiz yok” diye cevap vermişti.
Bu cevaba sinirlenen üvey babası “Demek yakacak bir şeyiniz yok ha, öylemi?” diyerek, önce çocukların birkaç parça elbisesini sonra Meleğin elinden yeni oyuncağını alıp sobaya atmış ve alevlendirmişti.
Meleğin göz yaşlarını gören Murat, içinden “Bunun acısını senden çıkartacağım” diye söylenmiş, üvey babasına olan kini kat ve kat artmıştı.
Meleğin ağladığını gören üvey baba pantolonun kemerini çıkartmış, susması için Meleğin o küçük ve zayıf bedenine vurmaya başlamıştı. Buna engel olmak isteyen Murat, üvey babasının elini tutup ısırmıştı. Elinin ısırılmasına daha çok öfkelenen üvey baba Murat’a tokat atmış ve Murat’ın yere düşmesini izlemişti. Sonra hem Meleğin hem de Murat’ın bedenine inen her kemer darbesinde, göz yaşı ve korku dolu bağırışlar, yakarışlar ve çığlıklar duyulmaya başlandı.

 

Ah!
Vurma!
Ahhh!
Dur vurma!
Anne kurtar bizi!

Anne kelimesini duyan öfkeli üvey baba, “Geberip gitmiş, orospu ananız mı sizi kurtaracak?” diyerek, her kemer darbesini daha öfkeli, daha şiddetli, daha güçlü İndiriyordu zavallıların masum bedenlerine.

 

Ahhhh!
Lütfen vurma Acıyor!
İmdaaat!
Ne olur vurma!
Aaaabiiii!
Vurma lan!
Ahhhhhh!
….
….
….
Komşular, yüreklere dokunan ve vicdanları sızlatan çocukların çığlıklarına daha fazla sessiz kalamamış, kapıyı yumruklamaya başlamışlardı. Buna sinirlenen üvey baba, yatak odasında asılı duran tüfeği almış, kurşunu tüfeğin ağzına vermiş ve komşuların üstüne yürümüştü. Canlarını tehlikeye atmak istemeyen komşular geri çekilmiş olsalar da yine de konuşarak ikna etmeye çalışıyorlardı ancak ikna çabalarının boşa olduğunu anlamışlardı. Üvey baba devam ediyor, dinlemiyordu..

O gece Melek bedenindeki dayanılmaz çok şiddetli acılar ile hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyuya kalmıştı. Murat ise kardeşinin saçlarını okşuyor, acısı hafiflesin diye Meleğin yaralarına üflüyordu. Murat böyle böyle uyuyamamış, kendi acısını unutmuş, bu durumun nasıl son bulacağını düşünüyordu. Kendisi için değil, kardeşi Melek için bu durumun bitmesini istiyordu. Aklına türlü türlü planlar geliyordu. Meleği de alıp kaçmak istemişti ancak yakalanırız ve kesin çözüm olmaz diye vazgeçmişti. Kafasından geçen birden fazla düşüncenin hepsini kendilerini kurtaramayacak, özgür olamayacakları düşüncesiyle eliyordu ve artık tek bir çözümün olduğunu kabullenmişti. O da üvey babasının ölmesi gerektiğiydi.

0 Yorum
Paylaş
Etiketler:
Yorum Yok

Yorum Yaz