Tecrit | Erman Arslan
Erman Arslan'ın yeni öyküleri Tecrit Edebiyat'ta.
Türk Edebiyatı,Şiir,Öykü,Deneme,Modern Edebiyat,Yer altı Edebiyatı,Erman Arslan
10528
post-template-default,single,single-post,postid-10528,single-format-standard,edgt-core-1.2,ajax_fade,page_not_loaded,,hudson-ver-3.1, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.5,vc_responsive

BUGÜN ŞANSIM YAVER GİDİYOR

 

 

Oktay yine aynı günlerden bir tanesini yaşıyordu. Yine geçim derdi, borçlar ve ailesini ihmal etmek gibi konulardan dolayı eşiyle evinden tartışmayla çıkmış, soluğu direk meyhanede almıştı. Bir küçük devirmiş, kafası çakır olmuş ve kalkmıştı meyhaneden. Yolda yürürken; eczanenin önünde, yerde 200 lira bulmuştu. Oktay “bugün şansım yaver gidiyor” diye düşünüp soluğu kumarhane de almıştı. Herkese selam verdikten sonra kumar masasına oturmuştu bile.

Kumarhane İşletmecisi;
– “Oktay paran yoksa oynama kardeşim, kredi açmayacağım sana, daha geçen hafta aldığın krediyi ödemedin, yarın son günün bilgin olsun” diye uyarmıştı. Oktay’sa “bugün şansım yaver gidiyor, şeytanım yanımda, sen bana bi 1.000 çık yeter. Zaten bu gece kapatacağım borcumu” demiş ve bi 1.000’lik almıştı. Tabi ki 1 gün sonra %50 faizi ve ödemediği diğer borçlarıyla birlikte topluca ödemek şartıyla almıştı parayı ve bu şart sözleşmeye bile dökülmüştü. Oktay 100’lük İle başlayalım demişti ve ilk elden kazanmıştı. Harbiden bugün şansım yaver gidiyor diye düşünüp bu kez sonraki el 200’lük oynayalım demişti. Oktay yeri geliyor kazanıyor, yeri geliyor kaybediyordu. Kazandıkça özgüven kazanıp parti tutarını arttırıyor, kaybettikçe de öfkelenip tutarı yine arttırıyordu. Son oyunda Oktay kaybedeceğini anlayınca çamura yatarak karşısındaki oyuncuya küfürler ve hakaretler savurmaya başladı. Buna sinirlenen oyuncuysa elindeki bardağın içindeki çayı Oktay’ın yüzüne fırlattı. Yüzü yanan Oktay dengesini kaybedip masayı devirmişti ancak yıkılmamış hemen sandalyeyi tuttuğu gibi, oyuncuya fırlatmıştı. Sandalyenin ayağı oyuncunun gözüne gelmişti. Gözünü tutan oyuncuyu gören arkadaşları Oktay’ın üzerine yürümüştü. Bunu fark eden Oktay canının tehlikeye girdiğini anlayıp gözü dönmüş ve belinde bulunan silaha sarılmıştı. Tartıştığı oyuncu da silahına sarılmıştı. Bunu gören yanındakiler engel olmaya çalıştıysa da ancak Oktay erken davranıp tetiğe basmıştı bile. Peşinden bir kere daha basmıştı tetiğe ve birbiri ardına silahlar patlamış, kurşunlar oraya buraya savrulmuştu. Herkes can havliyle köpek yavrusu gibi kaçışmıştı. Silahlar susmuş, mekânı barut kokusu ve keskin bir sessizlik sarmıştı. İnsanlar saklandıkları yerden çıkmış, zayiat var mı? Son durum nedir? Diye bakmaya başlamışlardı. Üç kişi yerde yatıyordu. İki kişi kımıldamadan ve öylece taş gibi yatıyordu, diğeri yaşıyor ancak midesinden vurulduğu için kan kaybediyordu. Kanlar içinde yerde yatan oyuncunun elinde bulunan silahın şarjörünün boşalmış olduğunu gördüler. Kumarhane İşletmecisi olayı ört bas etmek, kimseye duyurulmaması için içerideki insanlara sözler söylüyor, üstü kapalı tehdit ediyordu ancak yerde ikisi ölü olarak tahmin edilen ve biri yaralı ama ölmek üzere olan üç kişiyi fark edince başına çok büyük bela aldığını anlamış olacak ki ambulansı ve polisi aramıştı. Bu sırada içeridekiler bir kişinin olmadığını fark ettiler ve o kişi Oktay’dı…

 

Oktay omzunu tutarak koşmaya devam ediyordu, şu an bile en fazla 3-5 sokak anca kaçabilmişti. Bu yetersiz ve bilinmezliğe koştuğunu biliyordu Oktay. Korku ve can güvenliği duygularıyla koşmaya devam ediyor ancak ne gittiği yerin ne de gideceği yer hakkında hiçbir fikri yoktu. Eve gidemezdi çünkü kumar borcu için para alırken ev adresi ve aile fertlerinin isimlerini vererek şartnameye yazdırıp imza atmıştı. Şimdi eve giderse hem ailesi korkacak hem de ailesine söyleyecek bir cevabı olmayacaktı. Oktay “eve gitmezsem eğer, kumarhanenin adamları eve gitseler bile kendisi evde olmadığı için aileme hiçbir şey yapmazlar” diye düşünmüştü” kendince…

 

Kumarhanedeki hengâme esnasında devrilen masanın üzerinde bulunan, 1.000’lik oynanan partinin paralarını da alıp kaçmıştı Oktay. Bu yüzden hem kumarhanenin adamları hem de aralarında husumet yaşadığı oyuncunun peşine düşeceğinin farkındaydı. O yüzden bir müddet saklanabileceği bir yere gitmeliydi. Oktay bunları düşünürken taksiye binmişti bile. Beyninde karma karışık düşünceler dönüyor ve bundan kurtulamıyordu. O an aklına cebindeki telefonu geldi, hemen kendisini sakinleştirerek ailesini aradı ve birkaç gün iş için şehir dışına çıkacağını ve bu süreçte telefonunun kapalı olacağını söyleyip, aramayı sonlandırmıştı. Sonra hızlıca kumarhaneden tanıştığı arkadaşı Şevket’i aradı ve durumu anlattı, Şevket evine çağırınca da, “45dk sonra oradayım” dedi ve telefonu kapattı. Oktay taksiciye adresi verdi ve başına geleceklerden habersiz, biraz kestirmek için başını geriye yasladı…

“Beyefendi, beyefendi geldik” sesiyle uyanan Oktay, sersemlemiş olsa da çabuk toparlandı ve taksi ücretini ödeyip, araçtan indi. iner inmez yediği soğuk hava omzundaki kurşun yarasını sızlatmış, hafızasının kendisine gelmesini sağlamıştı. Paltosunun yakasını yukarı kaldırıp, Şevket’in köşe başındaki evine doğru yürümeye başladı. Birkaç adım atmıştı ki başında sert bir cismin ağırlığı ve acısıyla bir an dünya kap karanlık bir hal aldı ve sonra bayıldı…

 

Kadir’in telefonu çalıyordu.
“Alo”
“Kadir abi koş, Köfte Reşat’ın mekânında Ökkeş abiyi vurdular”
Bunu duyan Kadir birkaç saniye duraksadı ve hazmetmeye çalıştı. Karşısındakine olayı sordu, nerede ve kimin olduğunu sordu ve cevapları alınca telefonu kapattı…
Ardı ardına telefon konuşmaları yapan Kadir;
“Bana bak Reşat, o şerefsiz iti gece yarısına kadar bana getirmezsen, o mekânı başına yıkar, seni zenne karını da adamlarımın karısı yaparım, anladın mı lan” dedi ve telefonu kapattı…
Kumarhane işletmecisi Reşat telefonu kapatmış ve Kadir’in söyledikleri karşısında tutuşmuştu. Korkudan sağa sola saldırıyordu. “Çabuk o adi şerefsizi bulun bana, ölü değil dirisi lazım” diye emir veriyordu ki telefonu çaldı.
“Alo Reşat abi ben Şevket… Abi sana Oktay’ı teslim ederim ama bazı şartlarım var”
“Ne şartı lan köpek, sen kim ile konuştuğunun farkında mısın? Lan yavşak”
“Abi farkındayım ama bende fırsatı değerlendirmeliyim kızma”
“Çabuk söyle lan it, neymiş şartın”
“Abi borçlarımı sil ve senetlerimi ver yeter”
“Tamam lan, getir Oktay’ı, al senetleri”
“Abi senden ricam benim ispiyonladığımı bilmesin Oktay. Kendisi 45’dk sonra buluşacağımız adrese gelecek. Sen adamlarını benim senetler ile Cici Baba’nın mekanına gönder abi, bende adamları Oktay’ın yanına götüreyim”
“Tamam lan tamam, hemen gönderiyorum adamları. Bana bak Şevket bir hata yaparsan canını öyle bir alırım ki Azrail gelsin diye dua edersin, anladın mı lan”
“Anladım abi olur mu öyle şey. Benim tek istediğim borçlarımdan kurtulmak. Merak etme sen.”
“Ben değil, sen merak etsen iyi olacak”…

 

Reşat’ın adamları Şevket’in evinin önünde pusu kurmuşlardı ve 5’dk sonra köşeyi dönen bir gölge görmüşlerdi. Gölgenin silueti belirmişti. Gelen Oktay’dı. Eli İle omzuna bası uyguluyor ve üşümekten titriyordu. Oktay yürümeye devam ettikçe, Reşat’ın adamları usulca Oktay’ın arkasından yürümeye başladı ve Oktay daha farkına varamadan, ense köküne sopayı indirmişlerdi. Oktay’ın bayılması saniyeler sürmüştü…
Kadir’in telefonu çalmıştı.
“Alo”
“Kadir abi ben Köfte Reşat”
“Söyle”
“Abi yakaladık iti. Nereye getirelim”

 

Kadir limandaki kullanılmayan ve kendi illegal işlerini yaptığı tersanenin adresini verdikten sonra dede yadigarı infaz silahını alıp, adamlarını da toplayarak yola koyuldu…

 

Yüzüne bir kova su çarpıldığında ayıldı Oktay. Önce ne olduğunu anlayamadı sonra karşısında Reşat haricinde tanımadığı adamları görünce korktu ve silahına sarılmak istedi ancak garip bir şekilde ellerini oynatamıyordu. Ellerine bakmayı akıl edince, kendisinin bir sandalyede sıkıca bağlı olduğunu fark etti ve o zaman durumun ciddiyetini kavradı. Erkekliğe bok sürdürmek istemiyordu ancak şartlar yalvarmayı gerektiriyordu. Ancak Oktay bunları düşünürken yüzünden akan sıvının sadece su olmadığını diline gelen sıcak kan tadıyla anlamıştı. Ayrıca sol gözü bulanık görüyordu. Oktay yüzünü göremiyordu ancak karşısında duran siyah takım elbiseli ve kırmızı gömlekli, uzun boylu, esmer ve yaşı 25 – 28 arası olduğunu düşündüğü adamın elindeki kan lekelerini görünce sol gözünün bulanık görmesini, yüzünden akan kanın ve ön tarafta olmayan birkaç dişinin nedenini anlamıştı. Bu anlam beyninde şimşekleri çaktırmış ve ölümün kıyısına yaklaştığını düşünmüştü. Bu yüzden Reşat’a yalvarmaya başladı.
“Reşat abi paralar iç cebimde abi alabilirsiniz. Valla borcumu da yarın ödeyeceğim” diye söylese de Reşat, Oktay’ın sözü bitmeden;
“Kapat lan çeneni göt, burada ve bu halde olmanın nedeninin kumar borcu olduğunu mu düşünüyorsun it” dedi.
Reşat’ın ne söylemek istediğini anlamayan Oktay bön bön etrafına bakındı ve “neden buradayım o zaman” diye sordu.
Kadir öfke ile Oktay’ın zaten bulanık gören sol gözüne bir yumruk indirdi. Canı yanan Oktay büyük bir çığlık attı. Sinirlenen Kadir;
“Bağırma lan götün oğlu” deyip bir tokat daha yapıştırdı ve devamında;
“Abimi öldürdüğün için buradasın lan A…. Çocuğu” diyerek Oktay’ın sol gözüne bir yumruk daha İndirdi. Gözü patlayan Oktay canının yanmasına aldırmadan;
“Ben kimseyi öldürmedim, yalan söylüyorsunuz” dedi.
“Tartıştığın, gözüne sandalyeyi fırlattığın ve kurşunlayarak öldürdüğün Ökkeş, benim abimdi lan it” diyen Kadir, silahını çekti ve arkasında dumanı ve barut kokusunu bırakan 14 kurşun sesi yankılandı, tersanede bulunan depolardan birinde. Kadir hıncını hala alamamış olacak ki şarjörün bittiğinden bi haber olarak hala tetiğe basıyordu. Kadir’in korumalarından bir tanesi “Kadir abi” diyerek sandalye ki Oktay’ı İşaret etti. Oktay’ın cansız bedeni sandalyede kurşun delikleri ile öylece hareketsiz duruyordu. Her delikten kanlar sızmaya başlamıştı bile. Öfkesi dinmeyen Kadir, önce;
“Oktay’ın ailesini bulun ve getirin” dedi, sonra ise silahının namlusunu Reşat’ın başına dayamıştı.
Alnında az önce Oktay’ı delik deşik eden silahın namlusunu hisseden Reşat;
“Ne yapıyorsun Kadir abi… Kulun kölen olayım… Oktay’ı bul dedin buldum… Hem ben öldürmedim ki Ökkeş abiyi… Yapma ne olur… Affet beni…” diye yalvarmaya başladı.
“Benim abimi sen öldürmedin ama senin mekânında ölmesine neden oldun, bunun sebebi sensin. Evet Oktay’ı getirdin, intikamımı aldım ama senin mekânında öldüğü için sana karşı intikam duygum başlıyor.”
“Seninle anlaşma yapacağız Reşat, sana tam 3 gün mühlet. Ebeni… Neneni… Dedeni… Çoluğunu çocuğunu da alıp bu şehirden git. 3 gün sonra gelip bakacağım, gittin gittin. Yok hala mekân açık ve sen gitmediysen günah benden gider, tamam mı lan?”
“Tamam abi ne olur bağışla canımı” …



Eczaneden gözü yaşlı çıktı küçük Ahmet. Mendil satarak kazandığı 200 lirasını kaybettiğinden dolayı, annesinin ilaçlarını alamadığı için ağlıyordu. Hem ağlıyor hem kendini suçluyor hem de “Allah’ım bugün ilaçlarını içemeyeceği için annemi öldürme, yarın senin rızan ile para kazanıp alacağım ilaçları” diye dua ederek, kaybettiği parasını arıyordu.

0 Yorum
Paylaş
Etiketler:
Yorum Yok

Yorum Yaz